İNSANLIK MI EŞEKLİK Mİ (-VII-)

   Hani, o malûm yokuşta okul kuran kahramanlarımız vardı ya, okullarına köyün yeni satın alınan eşeğinin de katılacağı günü sabırsızlıkla bekliyorlarmış. Bekledikleri o günün bu gün olduğundan habersiz iki kafadar derslere başlamışlar bile.
--Günaydın öğretmenim
--Günaydın öğrencim
temennileriyle başlayıp gelişen dersler soru ve cevap şeklinde alıp başını gidiyormuş...
--Hocam,köyün yeni satın alınan eşeği de yakında gelir diye söylemiştiniz ya, hani ben de böyle olacağını ummuştum da, hâlâ bir ses yok bizim hemcinsimizden demiş Cahilimiz.
--Sabretmek erdemliktir sevgili öğrencim, sabret ve bekle, onun da geleceği gün yakındır.
Hiçbir eşek yoktur ki, insandan razı olsun da aramıza katılmasın. İnsandan razı olmamak bir eşeğin eşekliğinin gereğidir.
--Bir insanın bir eşekten razı olduğu görülmüş müdür Hocam. İnsanlar okul kurduğumuzu haber alırlarsa, kendi okullarında okuyup adam olamamış çocuklarını bizim okulumuza yollamazlar mı?
--İnsanlar çocuklarını eşeklerin eğitmenlik yaptığı bir okula yollamazlar demiş Bilge.
--Hıh hıh, anladım Hocam, insanların eşeklik öğrenmeleri için okula ihtiyaçları yoktur, insanlar eşeklik eğitimi almazlar demek istiyorsunuz. Bir de eğitim görselerdi...Aklımı kurcalayan bir tarafı var bu meselenin, eğitim almadıkları halde neden birbirlerinin arkasından “Diplomalı eşek” diyorlar ki? Eşekler sadece “Alaylı” mı olurlar, yani usta-çırak ilişkisi gibi mi?
--Bunca cehaletinin karşısında çok akıllıca sorular sorman beni hayrete düşürüyor sevgili öğrencim.
--Hem insanların adam olamamışları okulumuza gelirlerse Hocam, sanırım eğitimin kalitesi de düşer. Hani insanlar kalabalık sınıflarda okumanın eğitimin kalitesini düşürdüğünden bahsederler ya, onun gibi bir şey demek istedim.
--Bizim okulumuzun kalabalık olacağı söylenemez, zira eğitilmek eşek cinsinin pek işine gelmez de.
--Köyün yeni eşeği aramıza katılırsa, acaba öğrenci olarak mı gelecektir, öğretmen olarak mı Hocam. Öğretmen olarak gelirse, bir öğrenciye iki öğretmen düşer ki, bu insanların şikayet ettiği konuyu doğurur. Hani insanlar adam olamamış çocuklarına kılıf ararlar ya “Benim çocuğum bu yıl öğretmen değişti de bocaladı” diye. Bir çocuğun birden fazla ebesi olursa sakat doğar derler insanlar ya.
--Sevgili öğrencim, insanları bu güne kadar hiç anlamadığını söylüyorsun ama onların ne kadar deyim ve atasözleri varsa ağzında dolaşıyor, insanların davranışlarına pek de yabancı değilsin sanırım.
--Evet efendim, davranışlarına yabancı değilim, sadece davranışlarına bir mânâ veremiyorum, bundan yoksunum. İnsan davranışlarına mânâ vermek bu okulda öğreneceğim en belli başlı konular arasında yer alacaktır.
Dersler hararetle devam ederken köyün yeni eşeği belirmiş okulun orta yerinde.
--Hemcinslerim! Burada bir okul kurduğunuz yolunda bazı duyumlar aldım, insanlardan duyduğum bu bilginin doğruluk derecesini yerinde araştırmaya geldim diye olanca sesiyle gürlemiş. Bilge de başıyla tasdik ederek:
--Evet, duyduğun olay doğrudur, insanlara kendimizi bir şekilde ifade edebilmek için kurulmuştur okulumuz, bunu başarabilmek için de önce onları tanımamız gerekir. Sonra iletişim kurma yolları için çareler aramamız.
--Ben de okula gelmek istesem kabul edilir miyim acaba? diye sormuş yeni eşek bu defa alçak bir sesle.
--Tabii neden olmasın, hem iyi bir öğrenci olacağın başından belli, zira insanlardan duyduğuna hemen inanmayıp yerinde araştırma yapmayı yeğledin. Oysa insanlar, inanmak istedikleri kişilere ve olaylara hiç düşünmeden, hiçbir araştırma yapmadan inanırlar. İnanmak istemediklerine de gerçekleri ne kadar gözleri önüne sererseniz serin inanmazlar.Tabii biz insanların bu konuları aşmış olan istisnalarından değil, sıradan bu hataya düşenlerinden bahsediyoruz. Okulumuzda insanların genel davranışları ele alınacaktır, özellikli olanlarını eleştirmeyeceğiz, onları takdirle karşılayacağız.
--Artık öğrenci sayısı ikiye çıktı demiş cahil eşek.
--Evet çocuklar, öğrencilerimiz birden fazla olunca da onlara isim takmamız gerekecek.En iyisi, teneffüste isimlerinizi siz takın ve derse öyle devam edelim demiş Bilge.
Kendilerince uygun bir zaman teneffüs eyleyen üç eşek tekrar derslere devam etmek için toplanmışlar. Bilge öğretmen öğrencilerine; kendilerine bir isim verip vermediklerini sormuş. Öğrencilerden okulun ilki olan cahilimiz, ortaya atılmanın verdiği alışkanlıkla "Benim ismim Karakaçan" demiş hemen,diğeri de arkasından "Benimki de efendim Uzunkulak" demiş. Bilge de onları tasdik ederek:
--Evet, türünüze insanlar tarafından yakıştırılan ilk isimleri seçmişsiniz, bu hususu yadırgamayıp ve de isteyerek kendinize mal ettiğiniz için kutluyorum sizi öğrencilerim, zira insanlar kendilerine takılan örf ve adetlerinin gereği olan ve de çok kullanılan isimlerinden hoşlanmazlar, toplumun içerisinde bu isimlerle çağrılmaktan nefret edenleri bile vardır demiş Öğretmen. Hattâ kendilerine ebeveynleri tarafından konulmuş bulunan isimlerini beğenmeyip mahkemelerinde değiştirenleri çokça görülmüştür diye de eklemiş..
--İsmin ne önemi var ki Hocam demiş Uzunkulak, isim; birinin diğerinden ayırt edilmesine yarayan işaretleme dili değil midir?
-- Tabii ama insanlar yüzeysel değerlere çok önem verirler, gerçek değerlere o kadar rağbet etmezler, onların işi tamamen görünen değerlerledir ki bu yüzden mutsuz olmayı da hak etmişlerdir aslında
--O zaman biz gerçekleri görüp mutlu olmaya hak kazanmaya çalışalım değil mi? demiş Karakaçan
--Evet, hataya düşenler kendi hatalarını göremezler, hatalar ilk önce başkaları tarafından fark edilirler, mahlûk; kendi hatasını anladığında sonuçlarını yaşar, mutsuz olur, dönme imkanına sahip ve de bu imkanı kullanırsa yeniden mutlu olabilir...
Günler böylece Yokuş Okulundaki eğitimle geçip gidiyormuş. Eşeklerimiz okula gelmenin ve de bu isim altında yeni bir şey öğrenmenin verdiği hevesle devamsızlık göstermeden derslerine giriyorlarmış. Bunda, belki de sadece insanların başarabileceklerini sandıkları konularda kendilerinin de başarılı olabileceklerine inanmalarının etkisi büyükmüş. "Kendilerinden daha yüce vasıflı kılınarak yaratılmış bir neslin yapabildiklerinin küçücük bir kısmını bile olsa başarabilmeleri ihtimali" denemeye değermiş eşeklerimiz için. Ayrıca heyecan vericiymiş de. Yaşantılarını sıradan olmaktan çıkarıp, bu sayede onlar da kendilerini bu dünyada sözü geçer olarak nitelendirebileceklermiş. Zaten insanlar da kurdukları okullarda gereği gibi okuyup adam olamamış olan hemcinslerine bu yüzden "EŞŞEK" dememişler miymiş? Bir de kendileri kurdukları okullarda okumaz ve bu okulun verdiği eğitimin gereğini yerine getirmezlerse bu defa eşek hemcinsleri kendilerini nasıl vasıflandırırlarmış. Aman Allahım yoksa "Eşşoğlu" sözü buradan mı geliyormuş. Şu insanlar ne kadar da akıllıymışlar ve de geleceği ne kadar önceden görüyorlarmış. Demek ki; eşeklerin okul kuracaklarını, okumayıp cahil kalacaklarının böylesine itham edileceklerini çok önceden biliyorlarmış. Başından beri üstün yaratılmışmış bu insanoğlu, bunu kabullenmekle meselelere daha kolay çözümler bulunabilecekmiş...

Masal kahramanlarımız "Yokuş Okulu"nu kurarken, yaratılışları gereği eşek olduklarından kendilerine kural konulmayacağını ta başından kabullenmişler, yine de kural mahiyetini taşıyacak sözleri okulun sözlü yasalarına eklemişlermiş... Herkes istediği zaman okula gelecek istemediği zaman da gelmeyecekmiş. Bu durum onları kuralsızlığa değil tamamen kurala itecekmiş. İnsanlar ne yaparlarsa yapsınlar kural bütünlüklerini ve onların uygulanmasını tam manasıyla sağlayamadıklarına göre bu konuda başarılı olabilmek ancak kurumu tamamen tersine çalıştırmakla mümkün olabilecekmiş. Eşek kafaları buna karar vermiş bir kere.
--Peki Hocam, derslerin konularının öğrencilerin aklını kurcalayan sorularla gelişeceğini söylemiştiniz. Sizin aklını kurcalayan sorular yok mu, siz sadece cevapları ve de cevaplamayı mı bilirsiniz?
Tabii Bilge, böyle eşekçe bir sorunun hangi eşek tarafından sorulduğunu sormaya gerek bile duymamış,böyle bir eşekliği ancak Karakaçan'ın yapabileceği belliymiş. Ne kadar insanları incelemek isteseler de eşekler, eşekliklerinden taviz verecek değiller ya...
Her yaratılışın bir gereği var. Diyeceksiniz ki, öğretenlerin de her şeyi bildiği, onların beyinlerinde soruların oluşmadığı kanısına nereden varılmış ki, cahilin sorduğu bu soruda bir cahillik bulunsun. Efendim, cahilin cahilliği, hocasına "Sizin aklınızı kurcalayan soru yok mudur" diye sormasından değil, siz sadece cevapları mı bilirsiniz" diye eklediği kendince kötü amaç taşımayan, ancak dışarıdan bakıldığında küstahlık kokan sorma biçiminden kaynaklanmaktaymış. Soruların içeriği aynı olsa da nezaket taşımayan sorma biçimleri daima karşısındakini rahatsız etmeye mahkûmmuş.

--Hayır, tabii ki sadece cevapları bilirim diye bir iddiada hiç bir öğretici bulunamaz. Soruların cevapları bilen tek varlık Yüce Yaratıcıdır, biz yaratılanlar ancak önümüze sergilenen olaylardan yine Yaratıcının bize tanıdığı sınırlar dahilinde düşünebilir ve de cevaplayabiliriz demiş Bilge Öğretmen.
--Bence de öğretmen her cevabı bilir demiş Uzunkulak, bilinmesi gereken bilgilerin tümünün öğretici tarafından bilinmesinin mümkün olamayacağı gerçeğini kavrayamadan.
Bilge ders saatinin bittiğini bildiren sözlerine şunları eklemiş:
Sevgili Öğrencilerim; okul hayatımızı sadece buradaki soru ve cevaplarla tamamlamayacağız, okul kurma amacımızı hatırlarsanız, insanlarla mutlaka bir şekilde iletişim kurmak zorunda olduğumuzu da hatırlayacaksınız. Bu nedenle bundan böyle sizi insanlar arasında araştırma yapma göreviyle yükümlü kılıyorum. Bu araştırmanın yerini ve zamanını yine sizler tayin edeceksiniz. İnsanları gözlediğiniz mekânları, olayları ve olaya katılan insanların davranışlarını nakledeceksiniz. Biz de naklettiklerinizi inceleyip nasıl bir tutum içerisine girmemiz gerektiğine birlikte karar vereceğiz.

--İnsanları tanımadan onların nerede nasıl davrandıklarını yerinde ve zamanında görmeden, deneye dayalı bilgiler edinmeden onlar hakkında hüküm vermemiz eşekçe bir davranış olur değil mi Hocam, ama insanların çoğu yapıyor bunu diye atıldı Karakaçan.
--Evet ama insanların "Yargısız İnfaz" dedikleri ve en çok yakındıkları bir olgu var.
--İnsanoğlu, insan sıfatını taşıdığı halde bunu yapmaya devam eder de, biz eşekler bu konuda hataya düşmemek için gayret sarf edersek, insanlara karşı ayıp olmaz mı Hocam?
-- Biz eşekler, her davranışın bir nedeni olduğunun bilinciyle hareket edip insanları gereksiz yere suçlamaktan kaçınıp bir eşeğe yaraşır biçimde hareket edelim ki bu okulu boşuna kurmuş olmayalım sevgili öğrencilerim.
--Yani, insanların tabiriyle eşekliğin şanını eşeklere mi bırakalım Hocam demiş Uzunkulak.
--Okula sonradan geldin ama intibakın geç olmadı, demiş Bilge, bir soruyorsun ama pir soruyorsun.
--Hocam, biz bu okulda iki öğrenciyiz, tek olarak mı olay yerine gidelim, ayrı ayrı mı, yoksa iki eşek birlikte mi hareket edelim, bize ne önerirsiniz bir öğretmen olarak?
--Aslında sevgili öğrencilerim, “Birlikten kuvvet doğar” demiş insanlar, doğrudur bu insan sözü, fakat ben size eşek sözü olarak söyleyeyim ki, “Delilik hali” müstesna, tek başına kavga eden görülmemiştir. Tek kişilik savaşa da rastllanmamıştır tarih kitaplarında, olsa olsa felsefe tarihinde yaşanır kişinin içsel kavgası. Bu nedenle de sizi birlikte olmaya zorlamayacağım, buna rağmen insanların başaramadıkları şu “Birliktelik” olayını, eşek olarak başarabilirseniz kutlarım sizi ve "İnsanların Başaramadıklarını Eşekler Başarırsa" başlığı altında kuvvetli bir tezle çıkarız insanların kürsülerine. Belki bu tezimizden sonra insanlar kendileriyle savaşı bırakıp eşeklerle savaşmaya başlarlar.

--Eveeet Hocam, eşeklerin insanlara savaş açtığı günümüzde bu defa da ister misiniz insanlar eşeklerle savaşmaya başlasınlar! diye bağırdı Karakaçan ses tonunu ayarlamayı başaramadan.
--O ne biçim söz? dedi Bilge. Hangi eşek insana karşı savaşır ki, bizim yaptığımız savaş değil, sadece iletişim kurmak ve de kendimizi onlara ifade etmeye çalışmak.
--Hayır Hocam, estağfurullah, bizden bahsetmiyorum, sözlerim yanlış anlaşıldı galiba. Biz eşeklerin insanlara savaş açtığından bahsetmediğimi pekala biliyorsunuz, insanların edebiyat denen güzel sanat dallarına ben de bineyim dedim, maksadım bindiğim dalı kırmak değildi elbet, anladığım kadarıyla, insanların alınacağını düşünerek müdahale etmek ihtiyacını hissediyorsunuz. Yapmayan insan alınmaz, yapanın da umurunda olmaz, peki sorun nerede?
--Sorun, insanları inciteceğimizi düşünememekte.
--Onlar bizim incinebileceğimizi düşünüyorlar mı Hocam, biz niye düşünelim ki, zaten düşünmediğimiz için bize eşek demiyorlar mı? İncinmeyi bilen insan, incitmemeyi neden düşünmüyor?
--Koydukları kuralları biz mi çiğnedik de, kurallarını çiğneyenlere “Eşek” diye hitap ediyorlar? Diye devam etti hemcinsinin arkasından Uzunkulak. Bu durumdan ben de şikayetçiyim Hocam. Kırmızı ışıkta geçen eşek görülmüş mü de, trafik lambalarının kırmızısında bizi görüyorlar? Hangi eşek yeşil ışıkta durarak sırtındaki yükü indirmeye çalışmıştır bu güne kadar. O halde insanlar bize duacı olsunlar, eşeklik kisvesi altında her türlü bozuk davranışı sergileyip dursunlar.
-Yine mana veremediğim bir husus var ki demiş Karakaçan, insanlar, eşeklik olduğunu bile bile bozuk davranışlarını sergilemekten çekinmiyorlar, fakat, içlerinden biri bunun eşeklik olduğunu söyleyince kıyameti koparıyorlar.
--Meydanı eşeklere bırakmadıkları halde eşeklik diz boyu, ya bırakırlarsa dünya eşeklerin istilasına uğrar vallahi, insan neslinin kökü kazınır, hoş ben bu eşekliğimle o kökün kazındığını neredeyse ispat edeceğim ya demiş Uzunkulak.

--Aman öğrencilerim, bu okula öğrenci olarak gelen ilk eşeğe söylediklerimi sakın unutmayın. "Varlığımızın temel kaynağı, kökümüzün devamını sağlamak olmakla birlikte, diğer nesillere zarar verici hiç bir işlem yapmayacağımız” esasına dayanmalıdır. Buna dair andımızı asla unutmamalıyız. Bir eşek kendine yapılmasını istemediği hiç bir davranışı başka bir tür için de yapmayacaktır.Bu eşeklik onurunun verdiği davranış biçimidir.Şimdi, insanlar arasına dağılın ve incelenmeye değer bulunan bir olay yakaladığınızda ele almak üzere tekrar okulda buluşalım.
--Peki Hocam, yeni vakıalarda buluşmak üzere.
Meğerse mesele; her iki cinsin de kendisi için dilediklerini başka cins için dilememesinden kaynaklanıyormuş. Kendi cinsi için istediğini, başka cinsler için de istediği sürece mutsuzluk yaşanmazmış. Yani, insanlar insanlığını, eşekler de eşekliğini bilmeliymişler.

Zehra Birsen YAMAK