İNSANLIK MI EŞEKLİK Mİ (-VIII-)

Hani o malûm yokuşta okul kuran Bilge ve Cahilimiz vardı ya, aralarına köyün yeni satın alınan eşeği de katılmıştı ya… Üç eşeğimiz son derste; insanlar ararsına sızarak onları zaman ve mekânlarında ziyaretle davranışlarını gözlemek, bu konuda aldıkları notları ortaya dökerek tartışma konusunda fikir ileri sürmek ve bu suretle insanları tanımaya çalışmak kararı almışlardı… Bu karar uyarınca öğrenci eşekler, insanlar arasına sızmışlar. Tabii ki, insan denen mahlûkun davranışını not almak sanıldığı kadar da kolay değilmiş.
İnsanlar öylesine çağ atlamışlar, öylesine ilerleme kaydetmişler ki, kendisini bu paralelde geliştiremeyen eşek de insanlar hakkında eşek yanılgısına düşebilirmiş. Bu nedenle eşeklerimiz; insan cinsinin arasına katılmazdan evvel bir hayli de Yokuş Okulunda yorulmuşlar ama bu yorgunluk, insanları tanımak ve de onlarla iletişim kurmak için değermiş doğrusu. Bu konuda çaba sarf etmek; eşeklerimize, insanın her zaman yüce yaratıldığını da ispata yaramış aslında.
İnsanların eşekleri tanımaları için böyle bir eğitim almalarına gerek bulunmadığını anlamışlar bu sayede, zira eşekliği idrak için eğitim gerekmiyormuş, eşek; eşekse zaten kendini belli ediyormuş, öyle karmakarışık bir ruh hali yokmuş eşeklerin, dümdüz eşekmişler işte. Eşekliğin gizlenecek, örtülecek bir yanı yokmuş. Oysa insanlar; kendi cinslerinin arasında İNSAN olmak vasfını pek arayıp durmuşlar, dış görünüşleriyle Tıp İlmince kendilerine insan denilse de bu yeterli olmuyormuş insandan sayılabilmek için. Daha neler, neler gerekliymiş. Oysa bir eşek, anasından eşek doğdu mu, eşekten sayılabilmesi için başkaca bir husus aranmıyormuş. “İnsan olmak da bayağı zormuş” demiş eşeklerimiz, “En iyisi insanlara özenmeden eşek kalıp rahat yaşamak aslında, iki günlük dünya için değer mi bu kadar zora koşulmak” diye de düşünmekten kendilerini alamamışlar alamamasına da, yine de eşekçe merakları ağır basmış insanları tanıma konusunda. Sızmışlar insanoğlu arasına…

Derslerden o ders, ellerinde notlarıyla iki öğrencimiz ve de Bilgemiz, yatırmışlar konuyu enine-boyuna eşekler masasına.
-- Söyleyin bakalım sevgili öğrencilerim, insanların hangi davranışlarına şahit oldunuz, bu dersimizde inceleyelim.
--Peki Hocam, gücümüzün yettiğince anlatalım, demiş öğrenci eşekler:
İnsanların kendi dillerini makinelere öğretmiş olduklarına şahit olduk. Makineleri konuşturduklarını, daha doğrusu bu makineler aracılığıyla birbirleriyle konuştuklarını, birbirleriyle bilgi alışverişinde bulunduklarını ve hâlâ da bunu geliştirmeye devam ettiklerini gözledik. Analog verilerin, dijital olarak algılanması, dijitalin tekrar analog olarak insanlara sunulması şaşırtıcı bir olaydı doğrusu. Bu durum karşısında aklımı kurcalayan bir konu oldu Hocam, neden insanlar, kendi dillerini eşeklere öğretip onlardan istifade etmeye kalkmamışlar da, hani şu hiç can taşımayan, ruhsuz makineleri kullanmışlar, pek merak ettim doğrusu.

-- Evet, her nedenin de bir nedeni vardır muhakkak, kim bilir belki de insanlar kendi dillerini eşeklere öğretmeye kalkmışlardır, bu konuda girişimleri vardır belki bizce bilinmeyen ama eşekler cansız varlıklar değillerdir, ne kadar insanlara has düşünme yeteneğinden yoksun olsalar da iç güdüleri vardır onları yönlendiren. Meselâ; bir makine, insanın verdiğini aynen alır, kendisinin kötü amaçlarla kullandığını bilemez, iyiyi alır iyilik verir, kötüyü alır kötülük verir, neyi alırsa onu verir. Oysa bir eşek, içgüdüleri yardımıyla, kendine kötü veriler verildiğinin farkına varabilir ve de bu durumda insandan aldığını aynen yansıtmayabilir, insana ters tepki verebilir ve bu ters tepkiler de insanoğlunun işine gelmeyebilir. İnsanoğlu; verileri karşısında ne elde edeceğini kesinlikle bilmediği bir ara yüzü, asla insan ve eşek cinsi arasına sokmaz.
Yani kısaca şunu demek isterim ki, insan, iki yüzlülüğünün meyvelerini mutlaka toplamak ister, ektiği tarlanın verimliliği şüphe götürüyorsa böyle bir riski göze almaz. Emeklerinin bir eşek tarafından heba edilmesi hem hazmedilmez bir olaydır hem de kötü veriler taşıyan bir insana bir eşeğin iyi veriyle tepkisi olacak şey değildir.
İnsanoğlu eşek cinsinden akıl alır mı hiç. Eşekler; insanların yükleyecekleri analog verileri, makineler kadar akılsız davranıp aynen onlara analog olarak göndermeyecekleri tehlikesiyle yüklü bulunduklarından, insanlar eşekçe bir yoruma muhatap olmamak ve de kendilerini bir eşeğin uyarmasını hazmedemeyecek kadar akıllı saydıklarından eşeklere kendi dillerini yüklemeyi göze alamamışlardır.

-Yani makineler tamamen insanların egemenliği altında mı çalışmaktadır, oysa biz eşekler kendimizi tamamen insanların boyunduruğu altında çalışıyor sanırdık
--Bir makine, bir eşekten daha fazla boyunduruk altındadır
--Vah, vah acıdım şimdi makinelere demiş Karakaçan
--O bakımdan makineler bizden daha acınacak durumdadır ama makine programlandıktan sonra asla insana acımaz, oysa bir eşek kendisine hizmet eden sahibinin ölümüne dahi üzülebilir. Sahibinin ölüsünün başında ağlayan eşekler görülmüştür, demiş Bilge
--Bir eşek, eşek cinsinin tüm özelliğini yansıtsa da, insan neslini ortadan kaldırmayı asla düşünmez ama bir makinenin böyle bir endişesi yoktur. Korkarım ki insan neslini, programladıkları makineler ortadan kaldıracaktır.
--Evet, zaten insanlar artık birbirleriyle birebir savaşmıyorlar, yakın savaş yok artık, uzaktan kumanda ettikleri makineler sayesinde birbirlerini ortadan kaldırıyorlar
--Kendilerinden daha güçlü birileri de kendilerini yok ediyor
--Evet,bu böyle sürüp gidiyor ve son insan yok oluncaya kadar da sürüp gidecektir sanırım
--İnsanların bu dünyaya neden geldiklerini sorguladıkları oluyordur herhalde
--Tabii bunca filizofun işi nedir ki, düşünmeyenleri düşündürme sanatını üstlenmiş kişilerdir filozoflar.
--İnsanların zevk aldıkları konular biz eşekleri şaşırtıyor, bir eşek kendi neslini yok edecek bir icadı hadi buldu diyelim, ortaya çıkarmaz değil mi Hocam.
--Kötü amaçlarla kullanılabilir endişesi taşındığı sürece iyi bir şey de icat edilemez ki o zaman, demiş Uzunkuak.
--Aman, insan olmak da zormuş, demiş Karakaçan, o kadar karıştı ki kafam, bazen neden insan olmadık ki diye düşündüğüm oluyor, düşünmek insanlara yaklaşmak demek oluyor ya, düşünmemek de eşeklere, fakat düşündükçe de işin içinden çıkmak zorlaşıyor.
--O halde insan, insan olarak kalsın, eşekler de eşek olarak. Yüce Yaratıcı bilir işini, biz eşeklere sadece nedenlerini araştırarak yaşamak düşer, yoksa bir eşeğin ne haddine insan olmak. Yüceyi, yüceliği övmektir görevimiz ve de örnek almaktır payımıza düşen.

Bilgesi, cahili gelmişler bir araya ... Düşünme yeteneklerinin elverdiğince düşünmüşler ve yine bir türlü işin içinden çıkamamışlar. İnsan olmaya kalktıklarında eşek yanılgısına düşeceklerinden, insanlar gibi eşekler hakkında yanlış karar vereceklerinden yine eşekliklerine rücû edecekler yine insan olamayacaklar ve eşekliklerinden bu suretle kurtulmaları mümkün bulunmayacakmış.
Eşekler ne yaparlarsa yapsınlar eşek olarak yaşamlarını sürdürmek zorundaymışlar, zira eşek olarak yaratılmışlarmış. Eşek gelmişler bu dünyaya ve de eşek olarak gideceklermiş, kaderlerine eşeklik yazılmış bir kere. O halde eşekler; eşek olmanın aşağı bir konum olmadığını -insanlar kendilerini nasıl değerlendirirse değerlendirsinler- her canlıya verilen yaşama biçiminin diğer canlılar seviyesinde saygın bir biçim olduğunu bilmeliymişler.

Meğerse mesele; insan ya da eşek olarak yaratılmakta değilmiş, her canlıya verilen yaşama biçiminin diğer canlılar nazarında saygın olduğunu bilmemek ve kabullenmemekteymiş.
İnsanlar insan olarak, eşekler de eşek olarak kaldığı sürece mutsuzluk olmazmış.

Zehra Birsen YAMAK