İNSANLIK MI EŞEKLİK Mİ (-IX-)

Hani o malûm yokuşta okul kurup, insanları ait olduğu yerlerde ve zamanlarda izleyen, onlar hakkında fikir yürütmeye çalışan okul mensupları eşeklerimiz vardı ya…Hani, müfredatsız müfredatı yürütmeye çalışan, eşekçe fikirler üretip eşekçe davranışlar türeterek olmayacak eşekliklerini sunan Cahilimiz, Bilgemiz ve de onların orta bir yerinde kaldığını gözlediğimiz masal kahramanlarımız vardı ya?..
Yine derslere başlamak üzere okula gelen öğretmenimiz, okulun öğrencilerinden birinin okula gelmediğini görmüş. Bu öğrencimiz de Karakaçan’mış. Bilge de; öğrencisinin hasta olabileceği ihtimalini düşünürken, okula devamsızlığın kendilerince eşeklik sayılamayacağını daha önceden öğrencilerle karalaştırdıklarını hatırlamış. Yine de önemli bir sebep olmaması için dua etmiş. Derslere Bilge ve Uzunkulak, birlikte devam etmişler.
Ertesi gün ders zili çaldığında Karakaçan da sınıftaymış. Öğretmeni dünkü mazeretini sormuş:
-- Hayırdır Karakaçan Öğrencim, dün derse gelmeyişinin inşallah üzücü bir sebebi yoktur.
-- Yok, diye rahatlıkla cevap vermiş öğrenci Karakaçan, dün sabah uyandığımda üzerime bir rehavet çöktü ve canım okula gelmek istemedi.
-- Bu kadar mı? Diye sormuş Öğretmen.
-- Evet Hocam, bundan daha dürüst bir cevap bulmam imkansız. Okulun kurulması sırasında bu konulara değinmiştiniz ya, sözleriniz bugünkü gibi aklımda. “Okula devam mecburiyeti yoktur, devam etmek istemeyen eşek mazeretini asla yalana dayandırmamalıdır, aksi halde insanlardan bir fakımız kalmaz, “canın bir şeyi yapmak istememesi ” de geçerli bir mazerettir” demiştiniz. Ben de yalana sığınmıyorum ve okula gelmeyişimin gerçek sebebini açıklıyorum.
-- Eve öğrencim haklısın.
-- Bilirsiniz Hocam, ben öteden beri insan denen varlığa özenirim, madem ki mazeretimizi yalanlar arkasına saklayınca insandan farkımız kalmıyor, o zaman biz eşekler için insan olmak çok kolay, hemen yalandan bir mazeret bulalım olsun bitsin, insan olmak için bunca zahmete neden katlanalım ki?
-- Yine Karakaçanlık’ını gösterdin cahil öğrencim, okulun amaçlarından biri de eşekçe yanılmalara yer vermemek, bu yanılmaları düzeltmektir. İnsanlar yalanlara sığındıkları için eşeklikle itham edilmişlerdir, şimdi bizim neslimiz yalanlara sığınınca insan olarak mı algılanacak diğer canlılar tarafından?
-- Hocam, bu İnsanlık ve Eşeklik meseleleri aklımı iyice karıştırdı, insanlar en ufacık ters hareketleriyle çabucak eşeklik lâkâbını kazanabiliyorlar, oysa biz eşekler çok büyük ters hareketimizle dahi insanlık sıfatını kazanamıyoruz, nedendir acaba?
-- İnsanlar hak etmedikleri bir mevkiye çabuk kondurulurlar da ondandır öğrencim, demiş Bilge.
-- Bu cevabınızı olumlu ya da olumsuz yönde mi değerlendirsem diye düşünüyorum ve her iki halde de sizden gelecek ve beni yine düşüncesiz olarak niteleyecek sözlerinize maruz kalacağımı hissediyorum Hocam.
-- Öyle düşünme Karakaçan, burası bir öğrenim sahası, çekinmeden tartışalım, sadece soru ve cevaplarımızda insanları bilerek ve isteyerek incitecek bir yön bulunmamasına dikkat edelim.
-- Evet Hocam, inanın ki, insanın yüce yaratılışı karşısında bu kadar eleştirisel olarak davranmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar, onlara karşı duyduğum hayranlık ateşini yavaş yavaş söndürürken, bazen de -hani insanlığından utanan insanlar vardır ya- beni de eşekliğimden utandırıyor.
-- Senin de bu konuda söyleyeceğin bir sözün olmalı, demiş Bilge Öğretmen, dersin başından beri iki hemcinsini sessiz sedasız dinleyen Uzunkuluk’a
-- Ben şimdilik dersleri dinlemeyle yetiniyorum ve notlarımı alıyorum Hocam, demiş Uzunkulak, her ne kadar insanları tanıma hususunda Karakaçan kadar saf olmasam da, bu derslerimizde görüyorum ki insanların daha tanımamız gereken sayılamayacak kadar özellikleri varmış. Gerçi, geçmiş tecrübelerime dayanarak eşekliğin ne demek olduğunu beni satın alan köylülere öğretmeye kalkıştım ve neticede insanların beni eşeklik konusunda çoktan sollamış olduğunu fark ettim ya, işte o zaman benim de insanları tanımak hususunda bir okula ihtiyacım olduğuna kanaat getirerek aranıza katıldım.
-- Hocam sormak istediğim bir soru var, insanlar neden yapmak istemedikleri bir şeyi yapmayınca bunun gerçek nedenini açıklamaz ve yalana sığınırlar?
-- Hangi konuda ele alalım öğrencim?
-- Örneğin; şu okula gelmeme meselesinde olduğu gibi. Onlar da “canımız istemediği için gelmedik” deseler ya bizim gibi, olmaz mı?
-- Öyle diyemezler sevgili öğrencilerim, insanların bir arada huzur içerisinde yaşamlarını sürdürebilmeleri için bazı kuralları koymak ve onlara harfiyen uymak zorunlulukları vardır.
-- Madem öyle bir zorunlulukları var Hocam, o zaman da yalana sığınacakları yerde o kaidelere uysunlar.
-- Evet haklısın Karakaçan, uysalar şüphesiz ki onlar için mutluluk daha yakın olurdu, fakat yaşamda iki zıt unsur daima mevcut olmuştur. İyilikler karşısında kötülükler, güzellikler karşısında çirkinlikler. Belki de iyiliklerin değerini, değerli kılacak olan şey kötülüklerin varlığıdır.
-- Bu hatalı davranışları nereden kaynaklanıyor ki insanların Hocam? diye sormuş Uzunkulak.
-- Eee öğrencilerim, her yaratılmışın kendi oluşum mayası asıldır, fakat asıl olan canlıya diğer canlı yaratıkların mayasından da bir parçacık olsun katmış olabilir Yüce Yaratıcı diye düşünüyorum, aksi halde diğer tüm yaratılmışların ve en önemlisi de bizim özelliklerimizin bir çoğu başka hangi yolla geçmiş olabilir ki insanoğluna?
-- Çok önemli ve çarpıcı bir açıklama, diye el çırptılar öğrenciler sevgili öğretmenlerini alkışlayarak ve aşağıdaki sözlerden anlayacağınız üzere bu defa Karakaçan konuşmaya devam etmiş:
-- En çok da bizim türümüzden karışmıştır insanlara hocam.
--Şu karışım nispeti yer değiştirseydi ne olurdu acaba, bir tarafta tamamıyla iyi, bir tarafta da tamamıyla kötü diye vasıflandırabileceğimiz bir cins bulunurdu herhalde diye sormuş Uzunkulak
-- Bakın, meseleyi nasıl da çözebiliyorsunuz sevgili öğrencilerim, böylece iyi ve kötünün bir arada bulunması ihlâl edilmiş olurdu ki bu da yaşamın temel prensiplerine aykırı düşerdi, incelediğimiz olaylar; her şeyden bir parça bulundurmanın, her şeyi dengede tutmanın gerekliliğini öğretiyor bize. Tabii ki bu denge kavramında iyiliklerin çok sayıda olması, kötülüklerin de en aza indirilmesi gerekliliği vardır, zira terazinin bir kefesine konulan onlarca ya da sayısızca iyilik karşısında, karşı kefeye konulacak en küçük kötülüğün bile o terazide dengeyi bozacağını, kötülük yanının ağır basacağını unutmayalım öğrencilerim.
--Evet Hocam demişler öğrenci eşekler, bu konuya hiç bu nazarla bakmamıştık doğrusu, biz yapılan iyilikleri de kötülükleri de hep eşit ağırlıklı olarak algılar ve bir iyiliğe karşılık yapılan bir kötülüğün teraziyi dengede tutacağını sanır ve eşit sayıda yapılmamış iyilik ve kötülüklerin, yaratılmışları nasıl huzura kavuşturacağını bir türlü akıl edemezdik.
-- Evet öğrencilerim, denge konusunda önemli olan husus, teraziye konulan değerlerin sayı bakımından değil, ağırlık bakımından değerlendirilmesidir. Terazilerin karşılıklı kefelerine yerleştirilen aynı hacimdeki kurşunla aynı hacimdeki pamuğun dengeyi nasıl etkileyeceğini bir düşünün bakalım.
-- Meseleye gerçekten bu açıdan bakmayı akıl edememişiz demiş tekrar, öğrenci Uzunkulak ve diğer öğrencinin bu konudaki sözlerine katılmış.
-- Öğrencilerim! Bugünkü dersimizi daha fazla uzatmayalım, öğrencinin birinin canı okula gelmek istemediği için gelmediyse, bu davranışı, bu konudaki bıkkınlığının başladığına dair bir belirtidir. O halde yapmamız gereken şey; bıkkınlığı arttırmamak amacına yönelik tedbirleri almak olmalıdır. Sizin daha cazip bir fikriniz yoksa, okulumuzu birkaç gün tatil edelim, dinlenelim, yeniden toplayacağımız enerjimizle bedenî ve ruhî olarak daha sağlam bir şekilde okulumuza dönelim, diyorum.
--Evet, evet Hocam, bu iyi bir fikir olmalı, demişler el çırparak öğrenciler.
-- Her şeyi tadında bırakmak gerek demiş Bilge Öğretmen, çalışmanın da sınırını bilmeli, tatilin de. Canlıların yaşamlarını en fazla, derinlemesine etkileyecek bir konudur çalışma ve tatil meseleleri. Hatta insanlar bu konuyu kanunlar koyarak düzenleme ihtiyacını hissetmişlerdir. Günümüzde, yeryüzünde, çalışma ve tatil sürelerini ayarlamamış hemen hemen hiçbir ülke kalmamış gibidir.
-- Sadece biz eşekler bu ayarlamayı yapmadık değil mi Hocam?
--Evet, yaşadığımız olaylar gösteriyor ki, bizim de insanlar gibi tatile ihtiyacımız vardır, aksi halde Karakaçan, canı istemediği için okula gelmemek gibi bir davranışta bulunmazdı, değil mi öğrencilerim?
-- Kaç gün tatil yapacağız? Diye sormuş Karakaçan.
-- Bunun derecesini isteklerimiz tayin edecektir demiş Öğretmen. Sizi ne zaman bu okulda yeniden görürsem, tatilin bittiğini anlayacağım.
-- Aman Hocam, insanlar duymasın bunu, tatillerini kendi istedikleri kadar sürdürebilecekleri bir okulun varlığından haberdar olurlarsa, insan istilasına uğrar okulumuz.
-- Tatilini ancak bir eşek istediği kadar sürdürebilir demiş Bilge Öğretmen, insanların yapacakları o kadar çok işleri vardır ki, tatile bile zaman bulmak onlar için zordur ve tatili “Boşa harcanan zaman” olarak bile nitelendirenleri bulunur insanların.
-- Yani tatil zamanını ayarlamak inşan işi, tatili aşmak eşek işidir demek istiyorsunuz Hocam.
-- İnsanlar, yapmaları ve yapmamaları gereken şeylerin yerini ve zamanını iyi ayarlayabilen yaratılmışlardır demek istiyorum öğrencilerim.
-- Evet Hocam demiş Uzunkulak, şimdi insanların neden bu ayarı yapamayan hemcinslerine “Eşek” dediklerini daha iyi anlayabiliyorum, ayar meselesi.
-- Öğrencilerim, dikkat ederseniz, bu dünyadaki davranışlarının hesabından öbür dünyada sorumlu tutulacak olan insan cinsine “günah” adı altında hesabı sorulacak davranışların kaynağı hep ifrattır. Her davranışın ifrata kaçanı, yani bir sınırda durmayanı günah sayılmıştır.
-- Bize günah yüklenmeyeceğine göre, biz istediğimiz kadar tatil yapabiliriz demiş Karakaçan, yani tatil konusunda ifrata kaçabiliriz öyle değil mi Hocam?
--Ölüp gittikten sonra hesabı sorulmayacak davranışların sınır tanımayacağı ortaya çıkıyor demiş Uzunkulak
-- Çocuklar, başka olayları söz konusu etmesek dahi, yalnızca şu çalışma ve tatil sürelerinde istediği gibi davranma ya da kısıtlama getirme konuları dahi insanları eşeklerden ayırmaya yetiyor.
-- Hocam, eşekler bu konuda alabildiğince hür, fakat insanlar kurallara bağlı demek istiyorsunuz değil mi?
-- Evet Öğrencim, hatırlıyor musun, okulu kurduğumuz günlerde, biz de okulumuzun kanunlarını kurallarını koyalım demiştin de, ben de; biz eşeklere kural gerekmez demiştim, kurallar bizi sıkar, neyi ne zaman yapacağımıza yeri ve zamanı gelince kendimiz karar veririz demiştim.
-- İnsan olmak ne kadar da zormuş demiş Karakaçan, tatilini bile istediğin kadar yapamıyorsun.
--Evet demiş Öğretmen, insan olmak zor, eşek olmak kolaydır. Bir insan ifrata kaçarsa, hemcinsleri tarafından derhal bir eşeğe dönüştürülebilir ama bir eşek ne kadar ifrata kaçarsa kaçsın asla bir insana dönüştürülemez, hatta tam tersine eşekliğin şanına şan katar ve kendisinin “bir eşeklik abidesi” olarak anılmasını sağlar.
-- Acaba insanların da “keşke biz de sorumlu varlık olarak yaratılmasaydık” diye düşünenleri var mıdır Hocam?
-- Sevgili Öğrencim, insanlar her ne kadar sorumlu varlık olmaktan memnun olmayıp öbür yaşamlarında hesap verecekleri korkusuyla yaşasalar da, sadece bu yüzden “Keşke eşek olarak yaratılmış olsaydık” demezler. Üstün vasıflı bir canlı olarak yaratılmış olmak onlara gurur verir, buna rağmen sorumluluk duygusu da canlarını sıkar, belki, sadece bu konuda eşeklere özenirler.
-- O zaman neden sınırsız tatil fikri onlara çekici gelir Hocam?
-- İnsanlara çekici gelen sınırsız tatil yapmak fikridir, bunu gerçekleştirdiklerinde de memnun olmazlar, sınırsız tatil de onlara bıkkınlık verir.
-- İnsanları memnun etmek de pek kolay bir şey değilmiş, Yüce Yaratıcının işi zor desenize, demiş cahil Karakaçan.
-- Yüce Yaratıcıya hiçbir şey zor değildir demiş Bilge.
-- Şu insanları anlayamadan gideceğim ya bu dünyadan demiş Karakaçan. Sınırsız tatil yapmak isteyen kendileri, yapınca bıkan da kendileri, hatta tatile sınır koyan da kendileri. Biz eşekler neyi ne için yaptığımızı biliriz, bilerek yaparız, bıkmayız ve bundan da şikayetçi olmayız. Mükemmel varlık insanoğlu bunların hepsini yapıyor. Yok, yok Hocam, dünya batana kadar da yeryüzünde kalsam ben bu “Yaratılış Felsefesini” kavrayamayacağım galiba. Bu kavrama özelliğine gelince, insanlarla eşeklerin farkını idrak edebiliyorum yalnızca. İnsanları eşeklerden ayıran en önemli nokta, kavrama noktası olsa gerek.
-- İnsan denen varlığı; insan bile çözememiş öğrencilerim, Tıp, Sosyoloji, Psikoloji ve ilgili bilim dalları bir araya gelmişler, el ele vermişler, yine de çözememişler insanoğlunu, son derece karmaşık olan bu yapıyı eşeklerin çözeceğine inanmak, başlı başına eşeklik olur zaten, demiş Bilge Eşek.
Meğerse mesele insan ya da eşek olarak yaratılmada değil, sınır tayinindeymiş. İfrata varılmadıkça, hangi konuda olursa olsun kalınacak sınırlar iyi çizildikçe mutsuzluk olmazmış. Yani; insanlar insanlığını, eşekler de eşekliğini bilmeliymişler.

Zehra Birsen YAMAK